Göksu’nun Köşesi || Elalem Ne Der?

Bu yazıyı yazmaya başlama sebebim sanırım son 1 hafta içerisinde internette gördüğüm yersiz eleştirilerden kaynaklanıyor. Bazıları gereksiz duyar kastıkları için bazıları ise gerçekten vicdanı olmadığına inandığım insanlar tarafından gerçekleştirilen bu eylemler aklıma şu soruyu getirdi.
Eleştiri nedir? Ve eleştiri herkesin yapmaya hakkı olan bir şey midir?
Eleştiri dediğimiz söylemler aslında bir şey hakkında olumlu veyahut olumsuz yorumlarda bulunmaktır. Eleştiri kelime anlamında olumsuzluk içermez. Eleştirinin içeriğine göre değişir ve kesinlikle özneldir.
Sosyal medyanın gereksizliği ve insanların onu ne kadar yanlış kullandığıyla ilgili belki de yüzlerce yazı ve söyleşi görmüşsünüzdür bu yüzden ben bugün bunlardan bahsetmeyeceğim.
Ben yalnızca zamanında annemden çok duyduğum bir cümle olan atasözümüz “Elalemin ağzı torba değil ki büzesin!” cümlesinin haksızlığından dem vuracağım.
Tanıdığı veya daha da kötüsü hiç tanımadığı insanlar hakkında olumsuz yorumlarda bulunmayı kendinde hak olarak bir birey nasıl görebiliyor, buna nasıl cesaret edebiliyor anlamıyorum.
Haftalar önce Pınar Altuğ’un Instagram hesabında kendisine yapılan kötü yorumların altına insanlarla dalga geçtiğini gördüğümde epey eğlenmiştim ancak sonradan daha korkunç bir şeyle karşılaştım. Bu kadının sırf oyuncu olduğu için ve toplum önünde olduğu için kendisine, ailesine yapılan berbat yorumlara verdiği kara mizah tarzı yanıtları bile eleştirme cüretinde bulunanlar olmuştu. Örnek olması gereken bir birey nasıl olurmuş da halka bu kadar kötü şeyler yazabilirmiş… Aklım almıyor bu “halk” olduğunu söyleyen insanlardaki kendilerine her şeyi ‘hak’ olarak görme isteğini.
Daha sonrasında Pelin Akıl isimli bir oyuncunun fotoğraflarının altına yapılan onlarca yorum sonrası dayanamayıp bir video paylaşmıştı. Bu “halk” kişileri zavallı kadının ikizlerinden birini ayırdığını, ona daha çok ilgi gösterdiğini ve vicdansız olduğunu söyleme ‘hakkı’nı yine nasılsa kendilerinde bulabilmişlerdi.
Çok değil birkaç gün önce ise Larissa ve Burak Gacemer çiftinin neden çocukları olmadığına kadar bile gitti bu yorumlar.
Yahu size ne? SİZE NE?
Bu insanlar yüksek ihtimalle sosyal medya dışında da eltisi, görümcesi, kızı, oğlu yakınında kim varsa hayatının her basamadığında eleştirecek bir şeyler bulan kişiler. Hatta bu insanlar “Elalem ne der?” cümlesinde kendi işi dışında herkesin işine burnunu sokan o ‘elalem’.
Bir insanın başka bir insanın hayatı hakkında ailesi içerisinde bile olsa yorum yapabilme hakkı sınırlıdır. Ebeveynlerin normal şartlar altında yanlış olduğunu düşündüklerinde çocuklarını uyarması ve öneride bulunması, çocuklar yine de kendi istediklerini yaptığında ise sonuçlara katlanmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor.
Ancak biz insanoğlu bu seviyeyi çoktan geçmiş bulunuyoruz. Çocuklarımızın hayatını tamamen istediğimiz yollar üzerine kuruyoruz, yapmazlarsa hayatları boyunca olumsuz eleştirilerde bulunup yaptıkları farklı çizgide her şeye surat asıyoruz.
Çekirdek aile içinden biraz çıkınca da bir amca yeğenine işi ve eşiyle ilgili tavsiyede bulunmaktansa onlarla ilgili kötü şeyler söylemeyi tercih ediyor. Bir hala veya teyze kız çocuğuna neden çocuk yapmadığından tutun, bebeği nasıl emzirmesi gerektiği kaçıncı ayda mamaya geçmesi gerektiğine kadar her konuda eleştiride bulunabiliyor. Bir kadının çocuğunu tutuş şeklinden gazını çıkarmayı becerememesine kadar saçma sapan şeylerde ağza alınmayacak kırıcılıkta cümleler kurabiliyorlar.
Arkadaş ortamlarında yaşlısı, genci birbirinin ailesi hakkında olur olmaz yorumlarda bulunup tavsiyeler verebiliyor. Sanki bu onların göreviymiş ve bu onları zerre kadar ilgilendirirmiş gibi.
Üstüne üstlük bir de yeni modelleri türemiş bu insanların “sosyal medya zorbalığı” adı altında tanıdıkları, tanımadıkları herkesi sözüm ona kırıp geçiriyorlar.
Birinin paylaşımının altında aileleri, inançları ve siyasi görüşleri hakkında ağır ithamlarda bulunabiliyorlar.
Bu hakkı onlara kim veriyor?
Böylesi şeylerin nefret suçu olarak gösterilmesi arttıkça insanlar daha da yapar hale geldi. İnsanlar sosyal medya üzerinden altıkları hakaretleri, tehditleri ve tacizleri yargıya iletmeye başladılar ve savcılıklar böyle yüzlerce dosyalarla dolar oldu.
Diyeceksiniz ki e o zaman gizli hesap kullansınlar. Ya da hiç sosyal medya hesabı kullanmasınlar.
Tabi Ozan Güven’in evinin önüne kadar gidip görüntülemeye çalışan bir magazinsel ortamda yetişmiş bireyleri eminim bununla durdurabilirsiniz (!) Kimseyi sosyal medya kullanmak hatta o hesabı herkese açık olarak kullanma istediğinden menedemezsiniz. Çünkü yanlış olan bu değil bunu fırsat bilim sivri dillerini her şeye değdirmeye çalışan bireyler. Ayrıca bu yalnızca ünlü bireylere yapılan bir şey de değil, sadece onların paylaşımları daha çok göz önünde olduğu için yaşadıkları sorunlar da daha çok göz önünde bulunuyor.
Bir bireyin yapmış oldukları veya yapıyor oldukları ile ilgili herkesin yorum yapabildiği bir yer haline geldi dünya ve bunun adına da ‘linç’ denmeye başlandı.
Ece Üner gibi bir spikerin yaptığı haber sunumlarındaki çıkışlarına insanlar ‘rol yapıyor’ ve ‘kameraya oynuyor’ gibi şeyler söyler hale geldiler. Kadın doğru şeylere parmak basıyor olsa bile alkıştan çok yuhalanmaya maruz kaldı.
Ne zaman iyiye kötü, kötüye iyi demeye başladık?
Ne zamandan beri aslında “eleştiri” başlı başına edebi bir ürünken herkesin dilinde sakız oldu?
Ben şahsen yıllardır birinin bir şey hakkında olumlu veya olumsuz eleştiri yapabilmesi için o konu hakkında en az o kadar bilgili olması gerektiğini savunuyorum.  Stephenie Meyer’ın kitabını yeni çıkardığı zamanlarda kitabının ne kadar çocukça olduğunu ve gerçek vampir mitine uymayacak kadar gülünç olduğunu konuştu herkes.
Peki bu eleştiriyi yapan kişiler Bram Stoker ve Anne Rice gibi yazarlardan sonra üzerinde çok da çalışılmamış olan bir fantastik ögeyi yeniden piyasaya çıkarıp üzerinden milyonlarca dolar kazanabildiler mi? Veya sinematik evrene taşındıktan sonra tüm dünyada izlenen bir eserin mimarı olabildiler mi? 90larda basılmış ve küçük bir kesimden fazlasına bile ulaşamamış kitapların bile tozlu raflardan kaldırılıp, kapakları düzenlenip yeniden basılmasına neden oldu. Koskoca fantastik dünya evreninde vampirler ve kurtadamlarla ilgili yazılmış tüm kitapların ve filmlerin yeniden değer kazanmasına neden oldu.
Bence bu neresinden bakarsanız bakın başarıdır ve eğer onun yaptığı şeye biraz yaklaşacak kadar bile bir başarınız yoksa bunu eleştirmeye hakkınız olmadığını düşünüyorum.
Hayatında 50 kitap bile okumamış insanlar kitapların edebi değeri hakkında yorumlar yaptılar. Bırakın o boyutunu edebiyat dünyası tartışsın. Siz gidin halanızın kızı okula giderken eteğini kıvırıp eve gelirken çözüyor diye şikayet edin. Burnunuzu gerçekten sizi ilgilendirmeyen şeylere sokmaktan vazgeçin.
Ben kötü eleştirinin eğer konu hakkında bilgisi çok olmayan bireylerden geliyorsa kesinlikle kıskançlıktan kaynaklandığını düşünüyorum.
Nerede bir başarı veya herkesin yaşayamadığı güzel bir hayat varsa orada yersiz eleştiriler bitiyor.
İşte tam da bu yüzden büyüklerimiz “Meyve veren ağaca taş atan çok olur.” demişler. Ne güzel demişler.

Göksu SARIOĞLU 

Share this:

, , , ,

Yorumlar

2 yorum:

  1. Güzel yazı...dijital yaşam özel hayatlarımıza ulaşmayı kolaylaştırdı..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim, sanırım herkesin içinden geçenleri dile getirmeye çalışıyorum, tercüme olabildiysem ne mutlu bana :)

      Sil