Göksu’nun Köşesi || Erdem

Her zaman kurallara uymak gerekli midir?
Felsefik olarak bakıldığında kurallara uyan ve ahlak dışı bir şey yapmayan, her zaman doğru hareketlerde bulunan kişiler erdemli insanlar olarak görülüyor. Peki her kural ahlakla bağdaştırılabilir mi? Kuralları yıkmak bizi erdemsiz ve ahlaksız yapar mı?
Sahi kim koyuyor bu kuralları? Kim karar veriyor bizim ahlaksız ve erdemsiz olduğumuza?
Hiç düşündünüz mü her kural gerekli midir? Burada anarşik olmaya ve tüm kuralları yıkmaya çalışmıyorum elbette. Toplum içerisinde yaşarken uyulması gereken kurallar olduğunda hem fikirim. Demek istediğim bir insanın kendi kendine koyduğu veya toplumdan edindiği belli kurallar yüzünden kendini kafese sokması doğru mudur?

Son yıllarda gençlerimiz bu kuralların dışına çıkmaya başladıkları için yaşlı kesim tarafından edepsiz addedilmeye başlandı.
Örneğin ‘kız başına gezmek’ ya da ‘erkek adam yapar mı?’ gibi ifadeleri yıkıp cinsiyetsizleşmeye çalışan bir grup genç var. Bir erkeğin gezdiği yerde kadının da gezebileceğini gösteren, veyahut bir kadının yaptığı işi erkeğin de yapabildiğini, giydiği kıyafeti giyebildiğini göstermeye çalışan gençlerimiz var ve bu beni çok gururlandırıyor.
Bir erkek neden ev babası olamıyor mesela? Şahsen evi geçindirme yükü asırlardır sırtına yüklenmiş olan erkeklerin birçoğuna aslında toplumda ayıp gözüyle bakılmasa ve evde oturup çocuklara bakma şansı verilse aslında seve seve yapacaklarından eminim.
Neden kendi kendimizi kafeslere sokuyoruz?
Kızlar kendilerini geçindirebilecek kadar malı olan veya o malı edinecek kadar para kazanan erkeklerle mi birlikte olmalı? Ya da bir erkek yalnızca kendinden daha düşük geliri olan bir kadınla mı birlikte olmalı?
Neden kadınlar egemenliklerini elde ettiklerinde ve kendi ayakları üzerinde durduklarında erkeklerle birlikte yaşamama gereği duyuyorlar? Neden toplumun yansıttığı ‘her kadının bir erkeğe ihtiyacı vardır’ tabusunu kafalarına çok taktıkları için belki de mutlu olabilecekleri ilişkiler aramaktansa yalnız başlarına yaşamayı tercih ediyorlar?
Neden erkekler kendilerinden daha yüksek gelire sahip veya daha zeki kadınlarla birlikte olmaktan çekiniyorlar ve bunu gururlarına yediremiyorlar?
Bunların hepsi toksik bir şekilde genetik kodlarımıza yansıtılmış ataerkillikten kaynaklanıyor. Yeri gelince “Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ya?” diyebiliyorsak aynı koşulları bu durumlar için de sağlamamız gerekiyor.
Bir erkek gerekirse kendisinden daha yüksek gelirli bir kadının kendini geçindirmesine gocunmayacak kadar insan olabilmeli ve bir kadın sırf maaş alıp kendi ayakları üstünde durabildiği için tabuları yıkmak adına yalnız yaşamayı seçmemeli.
Kimsenin kimseyi yargılamadığı bir dünyada yaşasaydık çok mu ütopik olurdu? Yaşadığımız dünyayı, sırf ütopya ulaşılması zor bir hayali dünya iken distopyaya çevirmek zorunda mıyız?
Toplumsal eşitsizliği ele alalım mesela, kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadına tecavüz, kadın sosyal ve ekonomik eşitsizliği… Hepsinin başında ‘kadın’ yer almıyor olsa dünya dengeleri sanki şaşarmışçasına bu haksızlıklar neden yalnızca kadına yapılıyor?
Elbette duyuyoruz ortak problemleri yaşayan erkeklerin de varlığını. Ancak eşit midir?
İstatistiki değerler vererek kimseyi sıkmak istemem zira ben bunları yazarken keyif aldığım kadar siz de okurken keyif alın istiyorum ve bunları okuyacağınız zaman dilimini bilemeyeceğimden güncel veriler paylaşmam mümkün değil. Hepimizin evinde, iş yerinde, telefonunda internet bulunmakta. Artık bilgiye erişmek asla zor değil.
Açıp telefonlarınızdan Google’a baktığınızda göreceğiniz gibi erkeğe yönelik herhangi bir şiddetin istatistik verileri kadına yönelik olanların yanına bile yaklaşamaz. Bu durum maalesef yalnızca bizim ülkemizde veya doğu ülkelerinde değil hemen hemen dünyanın her yerinde yaşanıyor.
Peki bunun sebebi ne?
Erkeklerdeki kadınların dünyayı ele geçirme korkusu mu?
Yoksa yine erkeklerdeki kadınların onlardan daha yüksek pozisyonlarda çalışmasının gururlarına dokunması durumu mu?
Tam olarak cevabını bilmek mümkün olmasa da bunların sebebi yine ve yeniden ataerkillikten kaynaklanıyor. Bir erkeğin bir kadın üzerinde rahatça kurabildiği egemenlik ve bunu uygularken yaptığı hiçbir şey ise erdemsizlik olarak kayıtlara geçmiyor.
Toplumsal kuralları da zamanında belirli localarda, konseylerde olan sözü dinlenen erkekler tarafından konulduğunu düşünüyorum. Kendileri öyle olmasını istemiş ve senelerdir bunlar böyle olmaya devam ediyor. Biz gençler biraz kuralsız davrandığımızda ise yoldan sapmış, ahlaksız ve dinsiz görülmeye başlanıyoruz.
Gerçekten bu yaşanılanların hepsine değer mi? Sırf toplum öyle istiyor diye bir kız çocuğunu, gözünün içine bakarak büyüttüğü evladını yaptığı bir hata yüzünden döven, öldüren, zorla evliliğe zorlayan ebeveynler var. O canınızdan çok sevdiğinizi söylediğiniz evlatlarınızı ömür boyu mutsuz edip kendiniz de mutsuz kalmanıza değer mi?
Ya da erkek çocuğunuzun üzerinde bir ev bir iş bir eş sahibi olması için genç yaşında yaptığınız baskılar yüzünden, her başarısızlığında kendine inancını biraz daha kaybedip yanlış bir iş bir eş seçmesine sebep olmanıza değer mi?
Gerçekten bunca kural, hayatınızı sebepsizce mutsuz yaşamaya değer mi?

Göksu SARIOĞLU

Share this:

, , ,

Yorumlar

0 yorum:

Yorum Gönderme