Göksu’nun Köşesi || Ailelerimiz Gibi Olmak Kaderimizde Mi Var?

Çocukken annemin yaptığı her hareketin beni rahatsız ettiğini düşünürdüm. Ne yaparsa yapsın sanki benim rahatımı bozmak için yapıyor, inadına beni mutsuz etmeye çalışıyor gibi gelirdi. 
Sabah çok erken kalktığı için bizim de kalkmamızı istemesi, ağabeyim sanki en değerli varlığıymış gibi davranıp benim yaptığım her şeyin yanlış olması gibi durumlar bana aşırı itici gelirdi. Ben ne alırsam fuzuli ne harcarsam müsriflik gibi davranırdı ve ben gerçekten bunu kasti olarak beni üzmek için yaptığını düşünürdüm.
Ev sadece misafirler gelecek diye değil bizim için temizleniyor söyleşisiyle her gün temizlik yaptırır ve benim de onun kadar buna alışmamı hatta bu işi severek yapmamı isterdi. 
Şimdi geçmişe dönüp baktıkça annemde kızdığım ne varsa yapıyorum ironik bir şekilde. Uykumdan kısıp evden çıkarken her şeyi düzenleyip çıkıyorum, biri gelir diye değil elbette kendim döndüğümde günün yorgunluğundan sonra derli toplu bir eve gelmek için yapıyorum bunu. Alışveriş yaparken her zaman hem kalitelisini hem de en uygununu almaya dikkat ediyorum ki hem çabucak elimde parçalanmasın hem de verdiğim paraya üzülmeyeyim. Yani neredeyse annemde neye kızıyorsam her şeyi birebir yapmaya başladım.
Peki ya kendimiz için kötü olan şeylere ne demeli? Birisinin bize olan davranışlarından hoşlanmasak da sırf hoşgörülü olmak, kalp kırmamak için sessiz kalmak doğru mu? Eş, dost, evlat üzülmesin diye onca mücadele vermek, üstüne bir de bunu kimsenin görmeyip kıymetini bilmemesi… Anne olmak bu mudur acaba? Ana olmak? Bir de kalkıp “E yapmasaydın, ben sana yap mı dedim?” derler utanmadan. 

Senin doğurduğun sana laf söylüyor. Eskiden anlamazdım, küçüktüm. Şimdi düşünüyorum, gece gündüz büyüsün diye gözünün içine baktığın, hasta olsan da bitkin olsan da of demeden bıkmadan peşinde koşturduğun, gençlik yıllarında ne kadar hevesin varsa bir kenara bırakıp onun istediği şeyleri yaptığın varlık kalkıp da sana saygısızlık ediyor… İnanılır gibi değil gerçekten ergenlik yıllarının ardına saklanıp, hormonlarımıza bütün suçu yıkıp kaç anneyi ağlattık acaba?
Hem de tam olarak onlara dönüşüp, onlarda kızdığımız şeyleri kendimiz yapacak olmamıza rağmen. Sahi çok mu kötü bizi yetiştiren insanlara benzemek?
Herkes aynı değildir elbette. Benim kendi ailemden ve etrafımdaki insanlardan gördüğüm kadarıyla böyle bir çıkarımda bulunabiliyorum. 
Bir de yaşlanma mevzusu var elbette. Şimdilerde yaşları epey ilerlemiş, hastalıklar gün yüzüne çıkmış, huysuzlaşmış ve laftan anlamaz hale gelmiş aile büyüklerim var. Ebeveynlerim de hali ile onlarla aynı şehirde yaşamaktan ve sorumluluk sahibi insanlar olmanın getirdiği yükten dolayı yoruluyorlar. Yakınmaya başlıyorlar. “Yaşlanınca ben de böyle olmam inşallah.” cümleleri gezinmeye başlıyor havada. Herkes yaşlanınca böyle mi olur acaba? Ya da biz aslında her yaşta farklı bir şeye mi tahammülümüzü kaybediyoruz? Aile büyüklerinin duymadıkları için yüksek sesle dinledikleri televizyondan küçük çocuklar rahatsız olmuyor mesela. Çünkü onlar da seviyor her şeyin yüksek sesli olmasını, hızlı olmasını, heyecanlı olmasını. 
Acaba sorun orta yaşta olmakta mı? Yaşlıları da çocukları da çekemez hale geliyor bünyeleri. Sesten rahatsız oluyorlar, fazla açıklayarak konuşmaktan, fazla soru sorulmasından, sorumsuzca ilaçlarını içmeyen çocuklardan ve anne babadan. Oysa çocukların yaşlılarla, yaşlılarınsa kimseyle sorunu yok gibi gözüküyor.
Onca yıl yaşayıp, evlenip yuva kurup, iş hayatına girip geçim sıkıntısı çekip tam huzura erme zamanındayken çocuklar üniversiteyi bitirip evlenmeye karar veriyor. Onları evlendirip ya da işlerini kurup hayatlarına yardımcı olduktan sonra belki de emekliliğin tadını çıkaracakken anne babaları hastalanıyor ve bakıma muhtaç hale ya da en azından ilgilenmeye muhtaç hale geliyorlar. Çok mu yükleniyoruz çok mu şey istiyoruz acaba yetişkinlerden?
Bir anne baba çocuğunu büyütüp, okutup, iş sahibi yapıp hem de düğününü yapmak zorunda mıdır? Aman biz çok sıkıntılarla ev sahibi olduk diyerek kendilerinin sahip olamadığı her şeyi çocuklarına altın tepsi ile sunmaları doğru mudur? Kendi açılarından doğru olsa gerek çünkü hemen hemen her ailenin “Bir kez oluyor, en iyisi olsun evladım.” diyerek çocuklarının düğünü, evi, halısı, kilimi, ankastresi her şeylerine kendilerinin karar verdiğini görüyorum. Yahu niye her şeye yetişmeye çalışıyorsunuz ey yetişkinler!
Dünyaya getirdiğiniz çocuğun büyüyüşünü görmek ve buna katkı sağlamaya çalışmak en büyük hakkınız.
Ancak bırakın evlatlarınız üniversite bölümlerini kendileri seçsinler. Seçerken yanlış yapsalar bile kendileri düzeltsinler. Tekrar denesinler ve kaybettikleri senenin kıymetini çok iyi bilsinler. Zira suçlu da siz olursunuz yorulan da.
Bırakın çocuklarınız okudukları bölüm dışında farklı bir meslek seçebilsinler veya üniversiteyi yarım bırakabilsinler. Yaşadığımız her gün bir ders iken belki de geçirdikleri onca yılda aldıkları dersler onlara tatmin edici gelmediği için farklı bir yolu seçmeyi düşünmüşlerdir. O yola devam etmeye zorlarsanız başarısızlıklarının suçlusu da siz olursunuz yorulan da.
Bırakın kızınız kendisinden daha düşük gelirli bir adamla evlenebilsin, yoksa cebi dolarlarla dolu olmasına rağmen yüreğinde merhamet olmayan bir adama denk gelirse gözünüzün bebeği kızınızın şiddete uğraması da belki cinayete kurban gitmesi de sizin suçunuz olabilir. Ya da bırakın oğlunuz otuz yaşına gelene dek evlenmesin hatta hiç evlenmesin, kendisini aldatan bir kadınla sırf çocukları olduğu için hayatı boyunca aynı ortamda bulunmak zorunda kalmaz ve yaşadıkları yüzünden içindeki derin mutsuzluğun sebebi siz olmazsınız.
Bırakın çocuklarınız evlenmeye veya evlenmemeye kendileri karar versinler.
Bırakın borçlar altına kendileri girsinler ve kendileri ödesinler.
Zira sizin onlara iyilik olsun diye yaptığınız şeylerin sonucu kötü olursa günah keçisi de siz olursunuz yorulan da.
Hayat zaten sizi yeterince yormadı mı? Bırakın. Biraz sizin de dinlenmeye ihtiyacınız var. Hayatı eşiniz, çocuklarınız, anne babalarınızı dahil ettiğiniz koca bir dünya olarak değil tekil yaşayın ki gözlerinizi bu dünyaya yumduğunuzda yorgun değil gülümseyerek ayrılın.
Ve unutmayın, gencecik insanların bile türlü türlü sebeplerden öldüğü bu dünyada, ölme zamanı gelmiş kimseye bir saniye daha kazandıramazsınız. Aileleriniz sadece kalan zamanını refah içinde geçirmelerine yardımcı olun. Ömürlerini uzatmaya çalışırken kendi gençliğinizin süresini kısaltmayın.
Aynaya baktığınızda gördüğünüz kırışıklıklar hep attığınız dolu dolu kahkahalardan olsun, gereksiz yere yük edindiğiniz şeylerden değil.
Sevin elbette yardımcı olun, destek olun. Her şeyi, herkesi sevin ama en çok kendinizi. Teknoloji çok gelişip bir klonunuzu yanınızda taşıyabilir hale gelene kadar…
Sizden bir tane daha yok.

Göksu SARIOĞLU 

Share this:

, , ,

Yorumlar

0 yorum:

Yorum Gönderme