Geleceğin Diplomatından Notlar Vol.3



Blogumu ihmal etme nedenlerimden biriyle karşınızdayım :). Anlaşılacağı üzere bu başlıktaki ilk yazım değil ama yazmama vesile olan şey aynı, Hükümet ve Liderlik Okulu. Geçtiğimiz yıllarda memnuniyetle sertifika programlarına katılmıştım. Bu başlıktaki iki yazımda da programların bazılarında aldığım notları paylaşmıştım. Bu defa ise yazdığım analizlerden birini paylaşacağım. Ne alaka derseniz, Eylül 2017'de Hükümet ve Liderlik Okulu'nda staja başladım ki henüz bitmedi. Pek çok şey yapmakla birlikte belki de bana en çok faydası dokunan şeylerden biri gündem takibi yapmak oldu. Analiz yazmak da gündem takibi sonucu yaptığımız şeylerden biri. Gelebilecek yorumları merak ettiğim için bu seferkini sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Analizi Rusya ve Kafkasya bölgesine ait 13 Nisan 2018 - 19 Nisan 2018 tarihleri arasında yayınlanmış haberler üzerinden yazdım. Bilginize.


Putin’in Federal Meclis Konuşması ve Rusya’daki başkanlık seçimlerinden beri ABD, İngiltere gibi dünya devleri tarafından Rusya’ya karşı artçı sarsıntılar meydana geliyordu ama geçtiğimiz cumartesi bu sarsıntılar depreme dönüştü. Şam yönetiminin Suriye’nin Doğu Guta bölgesindeki Duma ilçesinde kimyasal silah kullandığı iddiasıyla ABD, İngiltere ve Fransa müdahalede bulundular.

Yakın geçmişe bakılırsa ve 1. Dünya Savaşı’nda ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın çıkarları hatırlanırsa bugüne nasıl geldiğimiz ortada. Rusya’nın değişmeyen politikalarından biri olan sıcak denizlere inme arzusu bugün onu Ortadoğu’da olaya ve bölgeye hakim biri haline getirmiştir. Uzun bir süredir emin adımlarla ilerlemekte, çeşitli ülkelerle ittifak kurmakta. Bu sürecin en güzel iki örneğinden biri Türkiye ve İran ile gerçekleştirdiği Astana görüşmeleri. Diğeri ise Asya ülkeleri ile gerçekleştirilecek olan ekonomik iş birlikleri.
Fransa’nın Musul dolayısıyla petrol sevdası malum. Suriye’deki gelişmelere bir şekilde dahil olması gerekiyordu. İngiltere ise ‘güneş batmayan hakim ülke’ pozisyonunu korumalıydı ve tabii Suriye sürecine bir yerden müdahale etmeliydi. ABD ise her zaman yaptığını yaptı ve krizi kendileri için fırsata çevirdi. 2. Dünya Savaşı’ndan beri Rusya ile arasında süregelen bloklaşmanın devam ettiğini  göz önünde bulundurursak Putin’in Federal Meclis Konuşması’ndaki söylemleri ve dünyaya sergilediği silahları, bilhassa nükleer silahlar, ABD ve Avrupa tarafından bir karşılık bulmalıydı. Nitekim Trump’ın Twitter’dan Rusya için ‘akıllı bombalarını Suriye’ye göndereceği, bu nedenle Rusya’nın hazır olması gerektiği’ söylemi kanıt niteliğinde. 
Üç ülkenin müdahalesinden sonraki gelişmelere bakıldığında Macron’un tutarsız açıklamaları, İngiltere’nin kendi içinde destek görmemesi, ABD’nin ise Rusya’ya karşı yaptırımlarını belirsiz bir süreliğine ertelemesi amaçlarının Suriye’ye net bir şekilde girmek ve hem Rusya’ya hem dünyaya karşı ‘ben ya da biz buradayız’ demek olduğunu gösteriyor. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus bu süreçte Almanya’nın Rusya'yla olan ekonomik iş birliğinin bozulmasını istememesi. Bununla ilgili de ABD ile görüşmeyi düşünüyor olması. Taraflara bakıldığında bir nevi 1. Dünya Savaşı’nın 21.yüzyıl versiyonunu yaşıyoruz gibi görünüyor. Tarih tekerrürden ibarettir denilmeli belki de.

Kafkasya da ise bu hafta ön plana çıkan ülke Ermenistan oldu. Eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Başbakanlığa aday gösterilmesine ve seçilmesine karşı başlayan protestolar sekizinci gününü tamamladı. Protesto eylemlerinin liderinin ‘Şiddet içermeyen, kadife devrime başlıyoruz’ ve ‘Parlamentoda “kukla oturumu” başladı’ söylemleri dikkati çekenlerden. Protesto eden kitlenin yaş grubu ağırlıklı olarak gençlerden, gençlerin dışında orta yaşlılardan oluşuyor. Yarı başkanlık sistemi ile yönetilen Ermenistan’da demokrasi istediklerini ve Azerbaycan gibi olmayacaklarını vurguluyorlar ama muhalefetin karşı bir adayı yok Sarkisyan’a karşı. Osmanlı'daki Köprülüler Dönemi gibi Ermenistan’da da uzun bir süredir Sarkisyan Dönemi. Batı tarafından eleştiriler gelse de Ermenistan’a karşı, burası hala Rusya’nın arka bahçesi ve Sarkisyanlardan şikayeti yok gibi görünüyor. Ayrıca Ermenistan hala Rusya’ya bağımlı. Bilhassa ekonomik olarak. Bu nedenle protestoların amacına ulaşmaması daha olası gibi.

Yazıyı geçtiğimiz cuma günü yazdığım için Ermenistan'la ilgili bir ekleme yapmam gerekiyor. 23 Nisan'da  Serj Sarkisyan istifa ettiğini açıkladı. 


Share this:

, , , , , , , ,

Yorumlar

2 yorum:

  1. Muhtemel meslektaşım baya bir yol kat etmişsin şimdiden... Keşke senin kadar kararlı olabilseymişim zamanında. Hazırlık okuduğun zamanki özgüvenin binde biri bende yokmuş. Şimdiki yazında ise iyice aştığını görüyorum. Yolun açık olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel sözler...çok teşekkür ederim! Bahsettiğin zamanda öyle olması gerekiyordu belki de. O yüzden kendine negatif olarak yüklenme. Önemli olan içinde bulunduğumuz an ve yapabileceklerimiz. Seninde yolun açık olsun muhtemel meslektaşım :).

      Sil