Geleceğin Diplomatından Notlar - Vol.1





Yeni bir konu başlığıyla merhaba :). Bilmeyenler ya da benimle ilk defa tanışacak olanlar için söyleyeyim: bu yıl Bahçeşehir Üniversitesi'ne başladım, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi olarak. Şu an hazırlıkta olsamda şimdiden programlara katılmamda fayda var diye düşündüm. Açılışı da bu ayın başında okulumun bünyesinde kurulmuş olan Hükümet Liderlik Okulu'nun, Diplomat Okulu programı ile yaptım. 4 haftalık bir program ve açık oturum şeklinde düzenleniyor. Dün 3.haftasıydı ve öğrendiğim bilgilerin paylaşılması gerektiğini düşündüm. Bu nedenle de böyle bir başlık oluşturdum.

Birçoğumuz için tartışma programlarını izlemek ya da güncel konularda ilgili yetkili kişilerin yazdığı yazıları okumak can sıkıcı olabiliyor (ya da belki sadece benim için öyledir) . Bu başlıktaki amacım önemli ve kilit noktaları kısaca sizlerle paylaşmak. Bugünkü okuyacağınız yazı 3.haftanın. Önümüzdeki ay da 1 ve 2.haftanın notlarını toparlayıp paylaşmayı düşünüyorum.




Oturumun ilk konuğu Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman MUSTAFA'ydı. Konu başlığımızda 'Suriye Türkmenlerinin Bölgedeki Gelişmelere Bakışı' idi. Haberleri takip ediyorsanız 3 gündür Türkmen'lerin bulunduğu bölgelere yapılan saldırıların şiddetinin ve yoğunluğunun arttığını biliyorsunuzdur. Medyamızın bu konuda düşman gibi davrandığını söyledi. Ki haklı da. Bayır - Bucak bölgesinin düştüğü haberini paylaşmanın kime faydası oldu ya da olacak? Sadece motivasyonu düşürüyor. Üstelik bu haberden sonra da göçler olmuş. Bir diğer önemli nokta, Türkmen'lerin yaşadığı bu durum 3 yıldır varlığını sürdürüyor. Bilhassa Rusya ve İran tarafından şiddetli bir baskı görüyor. 3 yıldır o insanlar çadırlarda ama toprakları ve onurları  için savaşmaya devam ediyorlar. Medyamızın da yeteri kadar hassasiyet göstermediği çok açık.

Özellikle Türkiye ile fiziki olarak bağlantısı kesildikten sonra manda ve himaye altına alınmaya çalışılmış. Osmanlı ve Türkiye uzantısı gibi görüldükleri için de Esad tarafından daha çok baskı görmüşler. Bucak bölgesi rejimde Bayır bölgesi ise şu an için Türkmen'lerde. Güvenli Bölge (Azez ve Cerablus hattı)'yi oluşturmanın ne derece önemli olduğunun da altı çizildi. Bir başka nokta da Rusya'nın bu tutumunun yeni olmadığı. 1950'den beri kendine alan açmak için fırsat kolladığı. Altının çizilmesi gereken bir başka şey Suriye'ye ve Türkmen'lere , Türkiye'den başka yardım eden bir devletin olmadığı.

"Suriye devrimi çalınmıştır. İlk 6 ay için halk arasında çıkan masum bir ayaklanmaydı. 6 ay sonra ilk silahlanmayla birlikte tüm masumiyetini kaybetmiş, kanlı bir çatışmaya dönmüştür." Silahlanmanın nedeni de güya devrimcileri korumak içindi. Tabi ne olduğunu gördük...


Bir başka konuşmacı Eski Washington Büyükelçisi Namık TAN idi. Onun konu başlığı 'Türk-Amerikan İlişkileri ve Güncel Dış Politika Üzerinde Değerlendirme' idi.
Sayın Tan, konuşmasına büyük düşünmek ile başladı ve bununla ilgili çok güzel örnekler verdi. Özellikle sosyal yaşam ile ilgili söyledikleri bence ayrı bir önem taşıyor.   Sosyal yaşamın bünyesinde barındırdığı konu başlıklarına bakarsak: güven, şeffaflık, vergi, profesyonellik, hesap verme, kanun üstünlüğü bunlardan bir kaçı. Kendisi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve şu an uygulanan hukukun üniversitede öğrendikleriyle alakası olmadığını söyledi. Kanun üstünlüğü ile ilgili verdiği bir örneği aynen sizlerle paylaşıyorum. New York'ta 5.caddenin üçte birlik kısmına sahip 78 yaşındaki bir kadın yaptığı vergi hatası yüzünden yargılanıp hapis cezası alabiliyor. Biz ise ülke olarak vergilerin ancak %39 ya da %49'unu toplayabiliyormuşuz. Sosyal yaşamda ülke olarak ne durumda olduğumuz gayet açık.

En çok sorulan sorulardan biri 'önümüzdeki sene ABD'deki seçim sonuçları Türkiye ile ilişkileri ne derece etkileyecek ve cumhuriyetçilerin gelmesi Türkiye açısından ne sıkıntılar yaratabilir' idi. Eski Büyükelçimizin cevabı ise gayet net oldu. 'Amerikan başkanının değişimi dış politika da bizi etkilemez, faydasına dokunduğumuz sürece.' Bir başka söylemi ise 'Amerika yarar sağlayacağını bilse şeytanla bile iş birliği yapar' dedi. Buna katılmamak elde değil :).

Işid sorununa çözüm bulabilecek 1.ülkenin Türkiye olduğunu söyledi. Bu sorunu 'Sünni Müslümanlar çözecek' ise bir başka söylemiydi. 57 müslüman ülkenin olduğunu ancak uluslarası alanda 57 kg ağırlıkları bile yokken Türkiye'nin kat kat olduğunu belirtti. Aldığım bir diğer not ise Avrupa ve AB ile ilgili. Avrupalıların Garipler Ordusu olduğunu, Türkiye ile bir çok benzerliğinin bulunduğunu ve bu yüzden Türkiye'yi hala AB 'ne almamalarını şaşırtıcı bulduğunu söyledi. AB birliği içinse fikir olarak güzel başladığını ama büyük düşünemediğini, sosyal çeşitliliği eksik olduğu içinde küreselleşemediğini belirtti. Kesinlikle katılıyorum.


Bir başka konuşmacı Büyükelçilik görevinden yeni ayrılan ve şu an CHP Ardahan Milletvekili olarak TBMM'ye giren Öztürk YILMAZ'dı. Samimiyeti ve ilgisinden dolayı kendisine teşekkür ederim. Bu yazıya denk gelmeyecek olsa bile. Onun konu başlığı 'Ortadoğu Eksenli Güncel Gelişmeler Üzerinde Değerlendirme'ydi. Söyledikleri arasında çarpıcı iki gerçek varsa, bunlardan biri Suriye'nin federal bir yönetime gitmesi bir diğeri ise Türkmen varlığının gidişatının Irak'tan farklı olmayacak olması...
Dış politika devamlı değişim halinde olsa da yukarıdaki iki cümle ne yazıkki  önümüzdeki 5 yılın gidişatını gösteriyor.


Ondan sonraki konuşmacı İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslarası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Hazar Strateji Enstitüsü Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Bekir GÜNAY'dı. En çok notu kendisinin konuşması sırasında aldım. Konu başlığı ise 'Enerji ve Siyaset Denkleminde Rusya'nın Suriye Politikaları'ydı.
Rusya'nın Suriye'ye gönderdiği füzelerle ilgili başladı konuşmasına. Bu durumu "Sahayı 20 yıl ABD'ye bıraktık, şimdi geri dönüyoruz" olarak yorumladı. Hatta Rusya'nın gönderdiği füzelerin Suriye için değil de Hazar çevresindeki bölgeler için atıldığını söyledi. Ayrıca dünkü programda Suriye'nin federalleştiğini söyleyen de ikinci kişiydi. Bu federalleşmenin ise ABD ve Rusya'nın kararıyla olduğunu söyledi. Bu durumda Suriye üçe bölünecek. Bir bölgesi Esad'ın , bir bölgesi Işid'in (böylelikle varlığını en az 5-10 yıl daha koruyacağı anlaşılıyor, aksi bir şey olmadığı sürece) ve kalan bölge de Irak ve Suriye'de bulunan Kürtlerin birleşimi.

Enerji konusuna dönersek Rusya elindeki doğalgazın %70'ini kendisi için kullanıyor %30'unu ise diğer ülkelere satıyormuş. Sattığı %30 bile dengelerin değişmesi için yeterliymiş. Örnek olarak ise elbette Ukrayna söylenildi. -15'i herkes hatırlıyordur sanırım. Ayrıca Ukrayna ile ilgili de küçük bir dipnot: orada olanlar Rusya ve Almanya çatışmasıydı, AB ile bir ilgisi yoktu. Bizden örnek olarak da, şu an Rusya'dan aldığımız gaz bize fazla geliyormuş ama fazla olan gazı depolayacak bir sistem geliştirememişiz. 2026'ya kadar da anlaşma gereği Rusya aynı miktarda gazı göndermeye devam edecek.

Dikkatimi çeken iki söylem daha oldu. Biri "1914'e dönüş" ifadesiydi. Ne anlama geliyor diye sorarsanız Ruslar, Türkler ve Almanlar  tekrar sahnede. Amerika kendi kabuğuna çekiliyor. Diğer söylem "Dünya 2. 11 Eylülüne gidiyor" . Biliyorsunuz 11 Eylülde hristiyanlar ve müslümanlar karşı karşıya getirilmişti. Şu an ise müslümanları karşı karşıya getiriyorlar. Özellikle Sünni ve Şii olarak.


Son konuşmacı ise Güvenlik Analisti Metin GÜRCAN'dı. Konu başlığı 'Işid'i Anlamak'. Aydınlatıcı konuşmalardan biri oldu kesinlikle. "Işid'in terör tanımına uymadığını" söylemesi salonda bomba etkisi yarattı diyebilirim. Ama haklı gerekçeler sundu bizlere. Işid'in terör tanımına uymadığına dair 4 şey (aynen Metin Gürcan'ın ifadelerini yazıyorum) : öncelikle bir savaş makinesi. Hemde en iyisi, Amerika'ya kıyasla bile. İkinci olarak devletimsi bir yapı. Toprak çok önemli. Üçüncü olarak propaganda değirmeni. Sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Dördüncü ve son olarak bir ideoloji değil mentalite. Yani zihniyet. Işid'i tehlikeli yapan bir başka unsuru da ülkelere göre bir tavır alması. Önce gittiği ülkenin siyasi, sosyal vb durumlarına adapte olup ondan sonra harekete geçiyor. Rahatsız edici bir başka durum ise Amerika şu an Işid'i devlet olarak görmeyi konuşuyormuş. Son bir not daha aktarırsam: Sayın Gürcan, Suriye'nin artık bir paket, bir network olduğunu söyledi.

Bu öğrendiklerimiz moral bozucu olsa da daha öncede belirttiğim gibi dış politika değişen bir şey. Her an her şey olup bu laflar önemini yitirebilir. Benim dün ile ilgili notlarım bu şekildeydi. Sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim. Önümüzdeki hafta tekrar bu başlıkta görüşmek dileğiyle :).

Share this:

, , , , , , , , , , ,

Yorumlar

0 yorum:

Yorum Gönder