Okuma Etkinliği|| Ahlaksız Ritim - Olivia Cunning|| Ön Okuma Ve Çekiliş


Wuhuuu. Bomba bir okuma etkinliği ile karşınızdayız :D . Eric'in kitabını ne zamandır bekliyordum.Ahlaksız Ritim çıkınca, Bayan Şeftali ie konuştuğumuz etkinliği bu kitaba yapalım dedik. Etkinlik Takvimimi, Ön okuma ve çekiliş için:

Etkinlik Takvimi

7 Temmuz

Agnes Wood: 1.Bölüm
Bayan Şeftali: 2.Bölüm

Her iki blog'ta da çekiliş.

9 Temmuz

Agnes Wood: Playlist
Bayan Şeftali: Alıntılar

11 Temmuz

Agnes Wood: Yorum
Bayan Şeftali: Yorum

14 Temmuzda çekiliş bitiyor ona göre :).

Sizi daha fazla bekletmiyor ve birinci bölümü ekliyorum. Çekiliş bölüm sonundadır ;).

Bölüm 1


Rebekah, ağabeyinin başının altındaki yastığı kabarttı. Genç adamın kucağındaki battaniyeyi düzeltti. Hastane önlüğünün üzerindeki bir tel saçı aldı ve açık mavi halının üzerine attı. Ağabeyinin kolunu daha doğal bir pozisyona getirdi. Rebekah başparmağını yaladı ve genç adamın ağzının kenarındaki hardal lekesini ovaladı.

İrkilen Dave, onun tükürük banyosundan kaçmaya çalışarak kafasını çevirdi. “Şunu kesecek misin, Reb?”

Rebekah, “Üzgünüm,” dedi. “Sadece gerginim. Gerçekten geliyorlar mı?”

“Tabii ki geliyorlar. Önümüzdeki hafta turneye dönüyorlar ve henüz beni kovmadılar.” Dave kaşlarını çattı ve tek eliyle battaniyesini kavradı. Artık daha sertçe kavrayabiliyordu. Rebekah, onun kazadan bu yana ne kadar ilerleme kaydettiğini ve iyileşmek için daha ne kadar zaman geçmesi gerektiğini düşünürken gururla umutsuzluk arasında gidip geliyordu. “Bu planı asla kabul etmeyecekler, Reb. Asla.”

“Sadece geçici olarak senin yerini dolduracağım, Dave. Sen onlarla turneye dönene kadar. Sen gezegendeki en iyi FOH mühendisisin ve grubun sorununa mükemmel bir çözüm buldun. Seni kovmayacaklar.”

“Gerçek bir seçim şansları yok, Reb. Ses konsoluma bile uzanamıyorken bir FOH olarak çalışmaya devam edemem. Ve uzanabiliyor olsam bile, canlı konser sırasında düğmeleri gruba yetişecek kadar hızlı bir şekilde kaydırmamın hiçbir yolu yok.”

“Ama yapacaksın, Dave. Sadece iyileşmek için biraz daha zamana ihtiyacın var. Sen işe geri dönmeye hazır olana kadar miksleme konsolunda ben çalışabilirim. Sana yardım etmekten mutlu olurum.”

Aslında, Rebekah’nın ona yardım ettiği kadar, Dave de ona yardım ediyordu. Hiçbir metal grubu bir kadın canlı ses mühendisini işe almak istemezdi. Dave onu okula başlamadan önce uyarmıştı. Rebekah’ya, alışveriş merkezi konserlerindeki pop müziklere miksleme yapmaya saplanıp kalacağını söylemişti. Rebekah ağabeyine tam tersini göstermeye kararlıydı ama şu ana kadar kararlılık onu hiçbir yere götürmemişti. Eğer birisi ona sadece bir şans verse, onlara bir kadının da bir erkek kadar iyi metal müzik yapabileceğini gösterecekti.

“Yardım etmeyi ne kadar istediğini biliyorum kardeşim, fakat onların bunu kabul edeceğini sanmıyorum. En alt basamaktan başlamalısın ve çalışarak yukarıya çıkmalısın. Okuldan çıkar çıkmaz piyasadaki en büyük gruplardan birisiyle çalışmayı beklememelisin.”

Neşesini yitiren genç kız, iç çekti. Çok fazla somurtmamaya çalıştı. Ağabeyinin haklı olduğunu biliyordu ama sabır asla Rebekah’nın en harika erdemlerinden birisi olmamıştı. Aslına bakılırsa, sabır genç kızın nerede yaşadığını bile bilmiyordu.

“Ama bunun geçerli bir çözüm olduğunu görmeleri için elimden gelenin en iyisini yapacağım,” dedi Dave. “Yerimi dolduracak kadar iyi olduğunu, yani.”

Rebekah ona, ağabeyine kendini—bir—süper—kahraman—gibi—hissettir gülümsemesiyle karşılık verdi. “Gerçekten mi?”

“Sadece, hayır derlerse çok fazla hayal kırıklığına uğramayacağına söz ver.”

Bu onu paramparça ederdi. Günahkârlar’a ve bütün şarkılarının her bir notasını üreten o yetenekli elleri, ağızları, ayakları ve bedenlerinin müzik yaratan herhangi bir kısmına tapıyordu. Rebekah üniversitede, final projesini Günahkârlar üzerine yapmıştı. Bu işte harika olduğu ortaya çıkmış ve bu durum onun mezun olmasına olanak sağlamıştı.

Dave gülümserken bakışları genç kızın gözlerinden, kısa süre önce boyadığı saçlarına kaydı. Genç adam irkildi.

“Annem saçlarını gördü mü?” diye sordu.

Rebekah sırıttı ve omuzlarına gelen platin sarısı saçlarını tek eliyle düzeltti. Kısa süre önce alt katını kobalt mavisine boyamıştı. Saçları yeniden uzamaya başladığından beri dikkatleri saçına çekecek şeyleri yapmaktan hoşlanıyordu. Yirmi dört yaşında ve tamamen kel olmanın bir kıza yaptırdığı şeyler garipti. Ayrıca, Rebekah her zaman annesini kolayca sinirlendirecek şeyleri severdi. Düzenli olarak şeytan çıkarma ayinlerine maruz kalsa bile…

“Sence hoşuna gidecek mi?”

“Im, hayır.”

“İyi.” Kıkırdadı. “Şimdi bütün grup üyeleri seni ziyarete mi gelecek yani?” Kalbi heyecanla çarpıyordu.

Dave ona sırıttı. “ ‘Trey de onlarla olacak mı?’ demek istiyorsun.”

Yakalanmıştı. Günahkârlar’ın ritim gitaristi Trey Mills için nefes nefese, şehvetli bir şeyler hissediyor sayılırdı ve Dave bunu biliyordu. Bu durum muhtemelen Dave’le her konuşmasında, mesajlaşmasında veya ona e-posta atışında Trey’in nasıl olduğunu sormasından kaynaklanıyordu. Dave ise her seferinde ona Trey’in kimi becerdiğini anlatıyordu. Ancak bu, Rebekah’nın ilgisini bir milim bile azaltmamıştı. Tam aksine, Trey’in fetihlerinin uzun listesi genç adamı onun için daha ilgi çekici hale getirmişti. Rebekah, Trey’in ona yatak odasında birkaç şey öğretebileceğinden emindi ve bu konuda genç kızın fena halde ilgiye ihtiyacı vardı.

“Brian’ın henüz şehre döndüğünü sanmıyorum,” dedi Dave. “Muhtemelen hâlâ karısıyla birlikte Kansas City’dedir. Ama diğerlerinin uğrayacağından oldukça eminim. Trey ‘Şeyini Pantolonunun İçinde Tutamayan’ Mills de dâhil. Ondan uzak durman en iyisi olur, Reb.”

Ah, hayır, bunu yapmak hiçbir hayal dünyasında ‘en iyisi’ olmazdı. O adamı bütünüyle yiyip bitirmesi gerekiyordu. Mide fesadı kimin umurundaydı ki? Onun değildi.

Bir grup eklem kapıya vurdu.

Onlar mıydı? Rebekah’nın kalbi bir ritim kaçırdı.

“İçeri gelin,” diye seslendi Dave.

Kapı açıldı ve Rebekah’nın ıslak rüyalarının adamı odanın içine kafasını soktu. Simsiyah saçı, ateşli yeşil gözlerinden birisini kapatıyordu. Her gözeneğinden seksilik fışkıran Trey Mills, Rebekah’yı baştan ayağa süzdü. Genç kızın tüm bedeni alev alarak kızardı. Trey, çarpık bir sırıtışla Dave’e baktı. Rebekah’nın ateşi birkaç derece daha yükseldi.

“Cümbüşünü böldüğüm için üzgünüm dostum.” Trey koyu kaşlarını havaya kaldırdı, kaşlarından birisinde gümüş bir halka vardı. “Daha sonra geliriz.”

Kapıyı kapattı.

Aman Tanrım, uzaklaşıyordu!

Rebekah odanın diğer yanına koştu ve kapıyı açıverdi. “Bekleyin, gitmeyin. Cümbüş falan yok. Ben Dave’in kız kardeşiyim. Rebekah.”


***

Eric’in, Jace’in alnında duran eli yana düştü ve genç adam ağzı açık bakakaldı.

O kıza.

Yaklaşık beş dakika boyunca.

Jace’i niçin boğazlamakta olduğunu unutmuştu. Herhâlde bir nişan yüzüğü ve Jace’in dominatriks kız arkadaşı Aggie’yle ilgili bir şeydi. Hastaneden eve yeni gönderilmiş şu adamı—artık adı her neyse… ah, Dave!—ziyaret ettikten sonra baterisine yeni bir ısmarlama zil alacağı için sabırsızlandığını unuttu. Yürümek için bir sol, bir sağ ayak dizisi gerektiğini—sol ayak değil, sol, sol, tökezle, sağ ayak—unuttu. Nefes almak için göğsünün genişlemesi gerektiğini de unuttu.

Eric kendi dilini yutup geberecekti.

Bu kız oydu. Tam orada dikiliyordu. Neredeyse omzuna geliyordu. Minyon. Dişi. Sarı ve mavi saçlı. Uyumsuz çizgili çorapları, mor bir sıfır kollu tişört ve yeşil bir mini etekle hem güzel, hem de tatlı görünüyordu. Bu gerçekten de oydu. Eric’in ıslak rüyalarının kadını.

Ve tam anlamıyla Trey’e asılıyordu.

Orospu çocuğu.

Bekle, diye düşündü Eric. Belki de hiç düşünmeden bir sonuca varmıştı. Muhtemelen işaretler tamamıyla yanlıştı. Kızı daha önce hiç görmemişti, yani emin olması gerekiyordu. Eric, hiç atlamadan kırk dokuz günde bir enerjik bir renge boyadığı uzun saç tutamını kaldırdı ve baktı. Hafızası onu yanıltmamıştı. Saç tutamı şu anda kobalt mavisiydi.Onun saçının alt katıyla tamamen aynı tondaydı. Bunun rastlantı olması olası mıydı? Bu kısmet olmak zorundaydı. Kader. Yazgı. Takdir. Yukarıdakilerin hepsi birden…

Kız, adının Rebekah olduğunu söyledi. Bu Eric’in en sevdiği isimdi. En azından, artık öyleydi. Rebekah gözlerini kısa bir süreliğine Trey’den ayırdığında, Eric’in bir gerizekâlı gibi kendi saçına baktığını fark etti. Genç kız şeytani bir sırıtışla, “Güzel renk,” dedi.

Eric ağzı iki karış açık bir halde ona baktı.

O kıza.

Yaklaşık beş dakika boyunca.

Çevresindeki muhabbet devam ediyordu ama Eric ona bakmadan duramıyordu. Gözkapaklarını kırpmayı reddettiği için gözleri kurumaya ve acımaya başlamıştı.

Bir şey kafasının yanına çarptı. Eric irkildi ve kafasını çevirdiğinde Günahkârlar’ın vokalisti Sed’i sanki bir şey bekliyormuşçasına ona bakarken buldu. “Ee?”

“Ee, ne?”

“Sence kıza bir şans vermeli miyiz?” diye sordu Sed.

Görünüşe göre Eric ağzı açık bir şekilde bakarken, tökezlerken, nefes alamazken, biraz daha ağzı açık bakarken ve gözlerini kırpmazken—tam olarak bu sırayla—bir şeyleri kaçırmıştı.

Jace, Eric’in sırtına vurdu. “Kafan yerinde mi, Sticks?” diye sordu. “Bozuk peynir falan mı yedin?”

Peynir mi? Peynir de neydi?

Eric’in beyni normalde oldukça iyi çalışırdı fakat görünüşe göre bu seksenfes varlık odadayken değil.

“Elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum,” dedi Rebekah. Kızın yumuşak sesi, Eric’in göğsündeki bütün garip duyguları birbirine karıştırdı. Kız Trey’in kolunu bıraktı ve tam olarak Eric’in önünde durmak üzere hareket etti. Kızın çilek kokulu şampuanı Eric’in dizlerinin bağını çözdü. Belki de bunun sebebi kalın, siyah kirpiklerin altından ona bakan bir çift bebek mavisi gözdü. “Sizin için çalışmama izin verecek misin?” Eric’in göğsünün ortasına dokundu ve genç adamın kalbi onun parmak uçlarının altında sekiverdi. “Pişman olmayacaksın.”

Eric güçlükle yutkundu. Ne hakkında konuştuğuna dair hiçbir fikri yoktu ama ne şekilde çalışırsa çalışsın, kızın onun için çalışması kulağına güzel ve mükemmel bir fikir gibi geliyordu. “Evet.”

Kız küçük, mutlu bir cırlama sesi çıkardı, kollarını Eric’e doladı ve onu sıktı. Kız heyecanla yukarı aşağı zıplarken neredeyse genç adamın dengesini bozuyordu. Eric kollarını ona dolayıp, sonsuzluk yeminlerini edebilmek için kızı en yakın sulh yargıcına götüremeden kız onu bıraktı ve önce Jace’e, ardından da Sed’e sarıldı. Kız kendini Trey’e yapıştırdığında Eric irkildi. Kızın kimi istediği yüzde yüz ortadaydı. Artık Trey’le birlikte grupta bekâr kalan son iki kişi olduklarından, Eric kendisine iyi bir kız seçebilmek için oldukça büyük bir şansı olduğunu düşünmüştü.

Hiç şansı yoktu.

Trey kızın kulağına bir şeyler fısıldadı. Kız kıkırdadı ve fısıldayarak cevap verdi, “Burada olmaz.”

Eric döndü, en yakınındaki duvara yöneldi ve kafasını tekrar tekrar duvara vurdu.

****
Yerine getirdiğiniz her çekiliş şartı şansınızı arttıracaktır.

Share this:

, , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

0 yorum:

Yorum Gönder